Öğretmen Masası
Öğrenci Neden Öğretmenin Sandalyesine Oturur?
Küçük bir isyan mı, bastırılmış bir merak mı, yoksa kimlik arayışı mı? Sıradan bir sınıf anına dört farklı pencereden bakmak.
Öğretmen sınıftan çıkar. Kapı kapanır kapanmaz bir öğrenci sandalyeye yürür, rahatça oturur ve masadaki eşyaları didiklemeye başlar. Sınıfın geri kalanı izler. Kimileri güler, kimileri onaylar, kimileri temkinli bir sessizlikle bekler. Öğretmen döndüğünde manzarayla yüzleşir ve anlık bir müdahale devreye girer.
Bu sahne yüzlerce sınıfta, günde defalarca yaşanıyor. Ve neredeyse her seferinde aynı soruyla yanıtlanıyor: "Bu çocuk neden böyle yapıyor?"
Sorunun kendisi yanlış değil. Ama çoğunlukla yanlış yerde aranıyor. Cevap "terbiyesizlik"te, "dikkat çekme isteği"nde ya da "ailesinin ilgisizliği"nde arandığında, asıl mesele gözden kaçıyor. Oysa bu küçük, gündelik sahne; eğitim, pedagoji, sınıf yönetimi ve sosyal psikoloji açısından son derece anlamlı bir şeyi anlatıyor.
Gerçek soru şu değil: Bu davranışı nasıl durdurabilirim? Gerçek soru şu: Öğrenci bu eylemle bana ne söylemeye çalışıyor?
01 — Bir Merak Fısıltısı
I.Öğrenme merakla başlar. Bu, eğitim biliminin en temel bulgularından biri. Ama merak yalnızca ders kitabına yönelmez; beslenecek bir kanal bulamazsa farklı hedefler arar. Öğretmen masası tam da bu anda anlam kazanıyor.
Vygotsky'nin yakınsak gelişim alanı kuramını hatırlayın: Öğrenci, anlayamadığı ya da kendisiyle ilgisiz bulduğu bir içerikle karşılaştığında dikkati kaymaya başlar. Bu kayma rastgele değil; merak kapasitesi ders içeriğiyle beslenemediğinde, fiziksel çevreye akar. Ve öğretmen masası, sınıfın en "yasak", dolayısıyla en çekici nesnesidir.
Öğrencinin masaya yönelmesi, ders içeriğinin merak uyandırmakta yetersiz kaldığının bir uyarı işaretidir. Bu davranış bir disiplin sorunundan önce, bir eğitimsel sinyal olarak okunmalıdır.
Piaget'yi de düşünelim. Sınırları test etmek, salt asi bir ruh halinin değil, bilişsel gelişimin doğal bir parçası. Çocuk ve ergen, kuralların varlığını ve gerekçesini, kural sınırlarına yaklaşarak öğrenir. "Buraya giremezsin" denilen alan, tam da bu yüzden en anlaşılmak istenen alandır.
02 — Otorite Boşluğunun Anatomisi
II.Bu davranışların belirli anlarda yoğunlaştığı dikkat çekicidir: Öğretmen sınıftan çıktığında, ders arasında, etkinlikler arasındaki geçiş süreçlerinde. Bunlar, sınıf yönetiminin en savunmasız kaldığı anlardır.
Kounin'in klasik sınıf yönetimi araştırmalarına bakılırsa, bu tür otorite boşluklarının "dalgalanma etkisi" yarattığı görülür: Normların gevşediği bir anda başlayan bir davranış, hızla sınıfa yayılabilir. Ve öğretmen masası, o normların en görünür simgesi olduğundan, ilk hedef haline gelir.
Öğrenci masayı ihlal etmez; otorite boşluğunu test eder. Masa sadece en elverişli hedef olmaktadır.
Ceza odaklı geleneksel sınıf yönetimi bu davranışı bastırabilir. Ama kökenine inmediğinden, farklı bir bağlamda farklı bir nesne üzerinde yeniden üretilmesini engelleyemez. Öte yandan güven ve tutarlılık üzerine kurulu sınıf iklimleri oluşturan öğretmenlerin sınıflarında bu tür davranışların çok daha nadir görüldüğü bilinmektedir.
03 — Masanın Dilediği Söyleyen Geometrisi
III.Bir sınıfa girerken dikkat edin: Öğretmen masası nerededir? Genellikle önde, yükseltilmiş ya da ayrıcalıklı bir konumda. Bu yerleştirme rastgele değil; yüzyıllardır süregelen bir pedagojik anlayışın mekânsal ifadesi.
Foucault, disiplin kurumlarında mekânın denetim işlevi gördüğünü anlatır. Sınıf düzeni de bundan muaf değildir: Öğretmen masası, öğretmenin tüm sınıfı gözemleyebildiği, kendisinin ise dokunulamaz bir konumda bulunduğu bir iktidar geometrisi oluşturur. Bu geometri, daha oturmadan önce "sen buraya ait değilsin" der.
Öğrencinin sandalyeye oturması, bilinçli olmasa da, bu mekânsal hiyerarşiye yönelik sembolik bir meydan okumadır. Freire'nin deyimiyle: Edilgin konumlandırılmaya karşı bilinçdışı bir direniş.
Bunu doğrulayan pratik bir gözlem var: Öğretmen masasının kenara çekildiği ya da öğrencilerle aynı düzeyde konumlandırıldığı yapılandırmacı ve demokratik sınıflarda, bu tür davranışların belirgin biçimde azaldığı görülmektedir. Pedagojik tasarım, bu davranışı hem tetikler hem de çözebilir.
04 — Gözler Önünde Bir Kimlik Denemesi
IV.Şimdi sahneye bir daha bakın. Öğrenci yalnız mı? Büyük olasılıkla hayır. Bir izleyici kitlesi var; belki onlara bakıyor bile. Bu davranış, çoğu zaman bireysel değil sosyal bir eylemdir.
Ergenlik döneminde akran statüsü güçlü bir motivasyon kaynağıdır. "Yasak" alana girmek; cesareti, özerkliği ve grubu üzerine almayı gösterir. Erikson'ın kimlik gelişimi kuramı çerçevesinde bakıldığında bu, kimliğin sınıfın sosyal sahnesi içinde test edilmesidir. Çok daha dramatik biçimler alabilecek bir ihtiyacın, en azından anlık ve fiziksel bir çıkış noktası bulmasıdır.
Öğretmen masasına oturmak, bazen akranlara şunu söylemenin en hızlı yoludur: Ben buradayım. Ben varım. Beni fark edin.
Ama sosyal boyut yalnızca statü kazanma üzerine kurulu değil. Öğrenci-öğretmen ilişkisinin kalitesi de belirleyici: Öğretmenin adil, ilgili ve güvenilir algılandığı sınıflarda bu davranışlar istisnai kalır. Öğretmenin uzak ya da adaletsiz deneyimlendiği ortamlarda ise sembolik bir direnişe dönüşür.
Hatta kimi zaman tam tersi bir okuma da mümkün: Bazı öğrenciler öğretmenin sandalyesine, öğretmenle kurdukları sıcak ve oyunbaz ilişkinin bir uzantısı olarak yaklaşır. Bu durumda davranış, ihlal değil bağ kurma girişimidir.
Peki ya öğretmen ne yapmalı?
Bu soruya tek bir yanıt vermek mümkün değil. Çünkü yanıt, davranışın hangi anlamı taşıdığına bağlı. Eğer öğrenci meraktan geliyorsa, o merakı derse taşımak gerekir. Eğer otorite boşluğundan geliyorsa, geçiş süreçlerini yapılandırmak işe yarar. Eğer pedagojik hiyerarşiden kaynaklanıyorsa, masanın fiziksel konumuna bakmak mantıklıdır. Eğer sosyal statüden geliyorsa, öğrenciye sınıf içinde kimliğini ifade edeceği başka kanallar açmak çok daha kalıcı bir çözümdür.
Ortak nokta şu: "Bu davranışı nasıl durdurabilirim?" sorusu işe yaramaz. "Bu öğrenci bana ne anlatmaya çalışıyor?" sorusu, hem davranışı çok daha etkili biçimde yönetir hem de öğrenciyle daha anlamlı bir ilişki kurar. Ve bu ilişki, sınıf yönetimi kitaplarındaki tüm kurallardan çok daha güçlü bir caydırıcıdır.

0 Yorum
Yorum Gönder